Aradığınız Kitap Burada! Zafer Kitap Kulübü * 7. Yıl * ZAFER YAYINLARI UĞURBÖCEĞİ YAYINLARI -Dava Adamı ( Bediüzzaman ) - Kitap | Din | İnanç | İbadet |
Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretleri yakın geçmişimizde yetişmiş en büyük İslam alimlerinden ve fikir adamlarındandır. Genç yaşta edindiği dini ve pozitif bilimlerdeki engin bilgisi, devrin ilim çevreleri tarafından kabul görmüş, keskin zekası, kuvvetli hafızası ve üstün kabiliyetleri dolayısıyla "Bediüzzaman" sıfatıyla anılmaya başlanmıştır.
En yüce davanın, en büyük altın halkalarından biri olan Bediüzzaman'ın hayatı davasına delil olmuş, dindarlığı akılları hayran, kalpleri meftun etmiştir. Bir dava adamında bulunması gereken bütün faziletleri zirvelerde yaşamış, dünyaya Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e has bir talebenin nasıl olacağını göstermiştir.
Bediüzzaman Hazretlerinin onu yücelten bir hayali ve ideali vardı. Davası ulvi olanın, hâli de ulvi olmalı düsturundan hareketle, perdesiz bir kalp, keşfeden bir akılla huzurda olduğunu unutmadan ve Rabb'inin muradını murat edinerek yaşadı.
"Dava Adamı", 'Secdede Bir Ömür' le başlayıp' İkram'la devam eden serinin üçüncü kitabı. Genel olarak bir dava adamının taşıması gereken hususiyetlere vurgu yapılan eserde; hikmetiyle ibadetin, mesuliyet ve şefkatiyle davanın ve vazifenin gereğini yapan Bediüzzaman'ın misal teşkil eden vasıfları sıralanıyor başlıklar halinde.
Eserde, Sohbet meclislerinde, medrese koridorlarında, esarette, sürgünde, hasta yataklarında hep gayesini dile getirmiş, ne yaparsa yapsın, nereye giderse gitsin o yüce gayeyi bir ışık ve mücevher gibi içinde taşımış olan Bediüzzaman’ın hayatından kesitler sunuluyor.
Önsöz:
Bir zamanlar yeryüzünde melek gibi insanlar dolaşıyordu. Göklere bakıyor, nimetten çok nimeti vereni görüyor, O'nun huzurunda hata yapmamaya çalışıyorlardı. Sadakatli, vefalı, fedakâr, şefkatli, dengeli, çalışkan, gözü tok ve kararlıydılar. Buranın bir uğrak, kendilerinin de misafir olduğunu bilmenin edebiyle yaşıyorlardı. Melekler gibi tertemiz geldikleri dünyadan, tertemiz ayrılmayı düşünüyorlardı.
Gayeleri Allah'ın rızasını kazanmak, kendilerini hoşnut edenin hoşnutluğuna ermekti.
Zaman geçti, insanlar değişti. Sokaklarda artık gayesi dünya olan ve hep "dünya" diyen insanlar vardı. Ayakları çamura, balçığa, ten kafesine takılıyor, huzuru değil anarşiyi, adaleti değil haksızlığı besliyorlardı. Bunu da iyi bir şey diye yapıyor, her su emen kökü sulamayı, susayana tuzlu su vermeyi doğru sanıyorlardı.
Artık insanlığın modelleri de, emsalleri de onlardandı.
Peygamber Efendimiz'in sadık bir talebesi olan Bediüzzaman mâneviyata kör insanların çağında gözsüzlere göz olacak, kire batmalarını da, yoldan çıkmalarını da, başlarını bir yere çarpmalarını da önleyecek "müeeyyed ve kerim" eldi.
İslâm'ın âhirzamanda insanlığa model olarak gösterdiği Bediüzzaman Hazretleri'nin bir tarafından bakınca imanı, ibadeti, takvası, ilmi; diğer tarafından bakınca dava adamlığı görünüyordu. Hikmetiyle ibadetin; mesuliyet ve şefkatiyle davanın ve vazifenin gereğini yapıyordu. Kâmil mürşit ve modelin, zayıf ve geri yanı yoktu.
Davası en ulvî olanın, hâli de en ulvî olmalı, hâl davaya gölge düşürmemeliydi. En yüce davanın, en büyük altın halkalarından birisi olan Bediüzzaman Hazretleri'nin hayatı davasına hüccet ve delil olmuş, salahati akılları hayran, kalpleri meftun etmişti. Bir dava adamında bulunması gereken bütün faziletleri zirvelerde yaşıyor, dünyaya Hazreti Muhammed'in talebesinin nasıl olacağını gösteriyordu. Bu modelin emsali başka hiçbir bahçede yetişmemişti. Kokusu, rengi, deseni "Güllerin Efendisi"ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) aitti ve payına düşen katre onu bir istikamet ibresi, güzellik şahikası yapmıştı.
Üstadımız, "dava adamı" olmanın gereğini yaptı. Huzurda olduğunu unutmadan ve Sultan'ın muradını murat edinerek yaşadı. Hep Rabbisini işaret etti. Gözü sağa sola kaymadı. Başkasının ne diyeceğini değil, O'nun ne istediğini düşündü. Ve kimse yokken meydan yerine çıkmakta bir lahza tereddüt etmedi. Kur'ân'ı sahipsiz, Resûlüllah'ı (sallallâhu aleyhi ve sellem) mahzun bırakamazdı.
Gayesi, hayali, ideali vardı. Kıymeti, uğruna mücadele ettiği davadandı. Evvelini, akıbetini düşünüyor, ona göre yaşıyordu. Zira yemi açık, tuzağı gizli olan dünyada, bir kuş bile önüne, arkasına bakmadan tabağa konulanı almıyor, canını bir çiğnem şey için heba etmek istemiyordu. Dünyayla alâkası, insan kardeşlerinin kurtulmasıydı.
Tam bir fedaiydi. Canını, hem de bir ömür, iradî olarak ortaya koymaktan çekinmedi. O hâli her an yaşamak, ölümü her adımda, iki kaşının ortasında hissetmek, buna rağmen hayatı da, ölümü de verenin Allah olduğu hakikatinden bir lahza gafil olmamak müthiş bir şeydi. Fakat o, daha büyük bir fedakârlık yapıyor, maddî-mânevî füyûzât hislerinden fedakârlıkta bulunuyor, bir ömür bütün isteklerine karşı oruçlu misali cephedeymiş gibi yaşıyordu.
Menfaati, serveti, lezzeti ve yetkiyi aramaması, zulümlere, eziyetlere, mahrumiyetlere ve yalnızlıklara katlanması bundandı.
Bir küçük eve, bir yumuşak yastığa, bir sıcak aşa sahip olmadı. Gerektiğinde duymadı, konuşmadı. Onca olumsuzluklara rağmen sarsılmadı, darılmadı, dayandı. Azimle çalıştı. Doğrunun da ötesinde, faziletin gereğini yaptı.
Hastalıkta, yalnızlıkta, imkânsızlıkta, baskıya maruz kalındığında, insanlar düşünemez, iş yapamaz hâle gelirken, o, eserlerini bu şartlarda yazıyor, hizmetini en olumsuz zeminlerde örüyor, inşa ediyordu.
Gayesi, kalbinin kastı, Rabbisinin rızasıydı ve bu her şeye aşkın geliyordu.
Kalbindeki bu gayeyi hiçbir zaman gizlemedi. Edebiyle O'nu diyor, namazıyla O'nu diyor, irşadıyla O'nu diyordu. Zaten gizlenecek, saklanacak bir şey de değildi. Şandı, şerefti. Hedefi bu olan adamdan, hiç kimsenin endişe etmesine gerek yoktu. Zira böyle bir adam, kimsenin bir kaşık ekşi ayranını içecek, kimsenin yerine geçip oturacak değildi.
Bediüzzaman Hazretleri, cisimleşmiş bir davaydı. Yaşarken, davasını yaşatıyor, davası için yaşıyordu. Onun davranışlarından kime baktığını, nasıl düşündüğünü, neyi aradığını; kime bakmanız, nasıl düşünmeniz, neyi aramanız gerektiğini anlayabilir, doğrunun ne olduğunu bulabilirdiniz. Bir insan gitmiş, yerine bir model, bir hakikat gelmişti. Mânâ madde olunca adı mürşit, adı Üstad olmuştu. Mânâ maddenin kalıplarına, perdesiz bir kalp, keşfeden bir akıl, huzurun adabına riayet eden bir edep, Cennet'le takasa hazır bir hayat olarak konmuştu.
Varlığı, insan urbasındaki meleklerin bir kez daha yeryüzünde dolaşacağının habercisiydi.
"Dava Adamı", "Secdede Bir Ömür"le başlayan, "İkram"la devam eden serinin üçüncüsü oldu. Dava adamının özellikleri ve gayesi anlatılmaya çalışıldı. Malûm "Secdede Bir Ömür"de imanı, ibadeti, takvası, kulluğu, "İkram"da mazhar olduğu hususi lütuflar vardı.
Dava adamının harekât tarzından ve metodundan bu kitapta bahsedilmedi. Allah ömür, izin ve fırsat verirse o yönü, bu serinin dördüncü kitabına bırakıldı.
Kitaptaki verdiğimiz dipnotlar yapılan alıntıların aynıyla birebir değil de "anlatılan hakikatleri o kitaplarda da bulabilirsiniz." mânâsını ifade etmektedir. Zaten çoğunda net bir yer değil, umumi işaret vardır.
Rabbimin, bizlere de, kendimizi değil, davasında fâni olan Üstadımız Hazretleri gibi, Kendisini gösterme ve anlatma imanını bahşetmesini diliyor, rahmetinin sonsuzluğuna itimat ederek mağfiretini niyaz ediyor, kitabın faydalı ve feyizli olmasını yine O'nun engin merhametinden umuyorum.
Saygılarımla…
Mehmet Akar
İçindekiler:
Önsöz 7
Gaye-i Hayali Vardı 11
Fedaiydi, Hayatını ve Canını Ortaya Koymaktan Çekinmedi 17
Maddî-Mânevî Füyûzat Hislerini Feda Etmişti 29
Makam hissini feda etti 29
Menfaatini düşünmedi 31
Servetleri elinin tersiyle itti 33
Lezzetleri terk etti 35
Evi, yuvası, köşkü olmadı 37
Evlenmedi 39
Şahsî onurunu değil, davasının izzetini düşünüyordu 41
Zulümlere, eziyetlere dayandı 42
İntikam duygusu yoktu 43
Hareketinin sebebi emir, neticesi ilâhî rızaydı 44
Şer-i Şerifin İstikameti Üzereydi 47
Sadakati Emsalsizdi 53
Vefalıydı, Tuttuğu Eli Bırakmazdı 63
Allah’a İtimadı Tamdı. Teslim ve Tevekkül İnsanıydı 73
Dünyasında Ümitsizliğe Yer Yoktu 77
Cesurdu, Korku Elinden Tutamamış, Yolundan Döndürememişti 81
Azimli, Sebatkâr ve Kararlıydı 87
Vazifeliydi 93
Mesuliyet Duygusu Azami Ölçüdeydi 103
Adildi, Hakkaniyetliydi. İzafi Adaleti Değil, Mutlak Adaleti Tercih
Ederdi 109
Muvazene İnsanıydı 115
Dar Düşünceli, Dar Görüşlü Değildi; Ufku Engindi 123
Birliğe Fevkalâde Önem Verir, Tefrikaya Sebebiyet Verecek Her Şeyden
Rahatsız Olurdu 129
Sıkıntısını Küçültür, Sevincini Büyütür, Hâdiseleri İyiye Yorardı 135
Onca Sıkıntı Yaşamasına, Bir Ömür Yalnız Kalmasına Rağmen, Şeytanın ve Nefsin Tuzağına Düşmedi. 137
Huzuruna Çıkan Huzur Bulurdu 141
Kendisini Değil, Davasını Gösteriyordu. Hiç Kendini Beğendirmeye Çalış-madı 147
Sahip Çıkar, Sahiplenmez, Gerektiğinde Bırakmayı Bilir, Davayı Şahsına Bağlamazdı 153
Gözü Toktu, Müstağniydi 157
Şefkat Kahramanıydı. Her Bahaneyi Bir Elden Tutmaya Vesile Sayardı 163
İmanından Kaynaklanan Bir Ciddiyete, Vakara ve İzzete Sahipti 167
Muktesitti 171
Bibliyografya 175
Dipnotlar 179
Bu ürünün sayfada belirtilen açıklamaları, fiyatı veya diğer özelliklerinin hatalı olduğuna inanıyorsanız aşağıdaki bilgileri doldurarak bize iletebilirsiniz
Bu forum ile yapacağınız yorumlarınıza cevap veremeyeceğimizi önemle bildiririz. Siparişiniz ve diğer tüm sorularınız için Müşteri Hizmetleri sayfasından Bize Ulaşın seçeneğini kıullanabilirsiniz.
Ürün açıklamasını yetersiz buluyorum.
Ürün açıklamasında yanlışlık var.
Bu sayfada teknik bir hata var.
Bu ürünün fiyatı sizde piyasaya göre daha pahalı.
Ürünün resmi görüntülenemiyor veya çok kalitesiz.
Ürünün resmi yanlış
Belirtmek istediğiniz başka bir öneriniz varsa yazabilirsiniz..!