"Yaşar Hoca, sosyal yönü itibariyle açık bir insandı ve saygın bir yanı vardı. İslâmi hayâ ve edep sahibi olmakla beraber gerekli durumlarda bazı şeyleri söylemekten de sıkılmazdı. Okumuş bir insandı, okuduğu kadar bilgisi de vardı. Kendisini ifade edecek kadar ifade kabiliyeti olan bir entelektüeldi. Bu açıdan bulunduğu her yerde hemen herkesle münasebeti vardı. İnkılâpçı bir adamdı, cesurdu.
Cenâb-ı Hak onu büyük hayırlara vesile kıldı. Kestanepazarı’na gelmesi, orada ilk meşaleyi yakması, ilk kibriti çakması ona ait bir şereftir. Size arka çıkması, dokundurmaması sebebiyle o kadar çok insanın duasına mazhar olmuştur ki farzların dışında bir şey yapmasa bile aldığı dualar onu evc-i kemale yükseltebilir."
M. Fethullah GÜLEN
Yıl 1993. Zaman Gazetesi’nde çalışıyordum. Yaklaşık iki ayda bir yapılan Yüksek İstişare Kurulu üyelerini yakından tanıyor, kapıda karşılıyordum. Ulaştırma servisinden bir araç bu kurul üyelerinden bazılarını evlerinden alır ve gazeteye getirirdi. Prof. Dr. Sebahattin Zaim, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Prof. Dr. Mim Kemal Öke, Prof. Dr. Suat Yıldırım, Prof. Dr. Hayrettin Karaman ve Diyanet İşleri Eski Başkan Yardımcısı Yaşar Tunagür bu isimler arasındaydı.
Arabası olmadığı için Yaşar Tunagür Hocaefendi’yi genellikle ulaştırma servisimiz evinden alır getirirdi. Arabadan inip merdivenleri ağır ağır çıkışı hâlâ gözümün önündedir. Her gelişinde -hatta yaz aylarında bile- mutlaka takım elbiseli, kravatlı oluşu gözden kaçmazdı. Elbisedeki renk uyumunu gözetmesi onun ne kadar titiz biri olduğunun bir deliliydi. Uyumlu giyinmek onun âdeta kişiliğinin bir parçasıydı. Giydiği takım hangi renk ise kravat, kemer ve ayakkabılarının rengi de ona uygun olurdu. Ellerini arkasına bağlayarak yavaş yavaş binaya doğru yürür, ben de kendilerine refakat ederdim. Bu beraberlikler 1999 yılına kadar Samanyolu Televizyonu’nda da devam etti. Her gelişinde “Nasılsın evladım?” diye hâl hatır sormadan geçmezdi. İstişare toplantılarında çok defa çay ve kahvesini önüne koyma bahtiyarlığına ermiştim.
Samanyolu Televizyonu’nda bilhassa Ramazan aylarındaki programların vazgeçilmez ismiydi. İftar programlarında yaptığı sohbetler hâlâ hatıralarımızdaki tazeliğini koruyor. Ayrıca Cuma günleri Hikmet Pınarı ve İnancın Gölgesi gibi programların önemli bir konuşmacısıydı.
30 Nisan 2006 Pazar günü STV’de Hüseyin Gülerce Bey’in hazırlayıp sunduğu Pazar Sohbeti adlı programı izlemek için televizyonu açtım. Pazar olduğu için henüz kahvaltıyı da yeni yapıyorduk. Daha programa girmeden hayli üzgün bir vaziyette “Sayın seyirciler! Yaşar Tunagür Hocamızı bu gece kaybettik.” deyince bütün bir mazi ve o eski günler aklıma geldi.
Cenaze ertesi gün Fatih Camii’nden kaldırılacaktı. Fotoğraf makinemi aldım ve camiye gittim. Saat 11:30 civarlarıydı. Caminin avlusunda dolaşan insanlar vardı. Yavuz Selim taraflarında mahalle aralarından geçerek camiye gelirken Anadolu’nun değişik illerinden gelen otobüs ve minibüslerden inen çoğunluğu genç insanlar gördüm. Arabaların plakalarına bakılırsa Adana, Urfa, Balıkesir, Kayseri, Edirne gibi yerlerden yüzlerce insan gelmişti. Öğle ezanına yarım saat kala artık Fatih Camii’nin avlusunda yer kalmamıştı. Ezan okundu ve öğle namazı kılınırken bahçe ve avlular dolup taşmıştı.
Musalla tarafında avlu duvarının üstüne çıktım ve onlarca resim çektim. Kalabalıklar adeta deniz dalgaları gibi dalgalanmaktaydı. Bir insan deryası vardı gözümün önünde sanki. Kendi kendime “Bu cemaat rahmetlinin arkada bıraktığı hizmet hayatının son ve en önemli şahidi olsa gerek.” diye düşündüm ve o an Yaşar Tunagür Hocaefendi hakkında bir çalışma yapmaya karar verdim. O günlerde her ne kadar STV’de Adanmış Ruhlar adlı belgeselde Yaşar Tunagür Hocaefendi’nin hayatı işlenmiş olsa da daha teferruatlı bir çalışma yapılabileceği kanaati oluştu bende.
…Ve kolları sıvadık, yollara düştük. Edirne, Balıkesir, İzmir gibi yerleri dolaşarak merhumun vaaz verdiği camileri bulduk, kendisini tanıyan insanlara ulaşmaya çalıştık. Ailesi, çocukları ve damadının yanı sıra onu seven ve yakından tanıyan akademisyen, işadamı gibi pek çok farklı şahsiyetlerle röportajlar yaptık. Oğlu Ömer Tunagür Bey, Yaşar Hocaefendi’ye ait resim, fotoğraf ve gazete arşivlerinden faydalanmamızı sağladı. Bunun yanında, kütüphanelere giderek varsa eski yıllara ait dokümanlara ulaşmak istiyordum. Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ne giderek yaklaşık 300’den fazla gazete taradım ve ilgili haber ve yorumlara ulaşabildim.
Bir süre sonra elde edilen materyal ve verilere baktığımda şunun farkına vardım: Yaşar Tunagür sıradan bir hoca, vaiz veya müftü değildi. Önümde icraatları, davranışları ve konuşmalarıyla dikkat çeken önemli bir şahsiyet vardı. 1960 yılında Balıkesir’de ihtilalin ilk gününde Cuma vaazıyla birlikte medyanın ve resmi kurumların dikkatini üzerine çeken Yaşar Tunagür Hocaefendi ondan sonraki yıllarda hep gündemde olmuş ve bilhassa Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığındaki icraatları basın ve gazetelerde geniş yer bulmuştu.
Onun Türkiye’de dinî hayatın şekillenmesi adına çok büyük katkılarının olduğu şüphe götürmez. Kanaatimce Yaşar Tunagür Hocaefendi başlı başına tez konusu olabilecek önemli bir şahsiyettir. Yaşar Tunagür’ün Türkiye’de dinî alanda nasıl bir boşluğu doldurduğuna dair inceleme ve araştırma yapılmasının isabetli olacağını düşünüyorum. Umarım elinizdeki bu mütevazı çalışma böyle bir araştırmaya vesile olur.
Yaşar Tunagür Hocaefendi’nin hayatını konu edinen bu çalışmanın birinci bölümünde merhumun dünyaya geldiği, çocukluk ve öğrencilik yıllarının geçtiği Beşiktaş dönemini bulacaksınız. Okul hayatıyla birlikte tanıdığı İstanbul ulemasını, askerlik devresi, askerlikten sonra Kadastro Fen Dairesinde işe başlaması ve Hüsrev Hoca’nın vefatına kadar geçen İstanbul Müftülüğündeki memuriyet yıllarına ait hatıraları bulacaksınız.
Çalışmanın ikinci bölümünde, 1953 yılında müftülük imtihanına girerek Ezine’de müftülüğe başlaması ve 1965 yılında Ankara Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığına tayin edilmesine kadar geçen süreç ele alınmıştır. Bu arada Ezine’den Balıkesir’e tayinini, Balıkesir’de yaşadığı 27 Mayıs 1960 ihtilalini, ihtilalin ardından Edirne müftülüğüne tayin edilmesi ve orada bütün bir hayat boyu beraberlikleri sürecek olan Fethullah Gülen Hocaefendi ile tanışması ve Edirne’de yaptığı hizmetler ele alınmıştır. Edirne’den sonra 1963 yılında İzmir Kestanepazarı’na gelişi, vaizliğinin yanı sıra Fatih Koleji adında bir özel okul açma teşebbüsü, Ankara’ya tayin edilmesi ve yerine genç bir hoca olan Fethullah Gülen Hocaefendi’yi teklif etmesine dair anekdotları okuyacaksınız.
Üçüncü bölümde, 1965 yılında Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığına tayin edilmesiyle başlayan ve 12 Mart 1971 muhtırasıyla Diyanet’teki görevi sona erene kadar geçen süredeki olay ve hatıralar ele alınıyor. O dönemde yaptığı icraatlar ve buna şahit olan insanların hatıraları işleniyor.
Yine bu bölümde Hocaefendi’nin, rahmetli Yaşar Tunagür’le ilgili yaklaşık elli yıllık dostluğun arkada bıraktığı tatlı hatıralardan ilham alan görüş ve değerlendirmelerine yer verildi.
Dördüncü bölümde 16 Haziran 1971 günü Çorum’da gözaltına alınmasıyla başlayan ve 10 Kasım 1971’de tahliye olana kadar geçen mahkeme ve tutukluluk günlerine ait hatıralar dile getirildi.
Beşinci bölümde ise hapisten tahliye olduktan sonra emekliye sevk edilmesi, Turgut Özal’la birlikte serbest ticarete atılmaları ve 1977 yılında siyasete girmeleri, ardından 1990’lara kadar Ankara’da geçen ticarî hayatla doldurulan emeklilik sonrası günler ele alınıyor. Ayrıca vefat edene kadar İstanbul’da geçen son 15 yılı ve vefat öncesi son günleri tafsilatlı bir şekilde anlatılıyor. Son kısımda ise Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazı ve daha sonrasında dile getirilenler Fethullah Gülen Hocaefendi’nin kanaatleri eşliğinde ele alınmıştır.
Altıncı bölümde de Tunagür Hocaefendi’yi sevenlerin görüşleri genişçe ele alınmıştır. Başta eşi Pakize Hanım, oğulları Ömer ve Osman, damadı Doktor Kayid Ahmed’in ilginç röportajları bu bölüme ilave edilmiştir. En büyük oğlu Mehmet Tunagür Beyefendi mecburî işi dolayısıyla yurt dışında olması hasebiyle bir mülakat yapılamamış ve görüşleri alınamamıştır. Bununla beraber göndermiş olduğu “Teşekkür” yazısı ile görüşlerini mücmel olarak bizlerle paylaşmıştır.
Evet, Yaşar Tunagür, dine ve millete hizmet yolunda adanmış bir hayat, coşkun ve heyecanlı bir vaiz, cesur ve dengeli bir müftü, Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığına kadar uzanan çileli bir yol, suya atılmış bir taş misali görev aldığı her yerde toplulukları dalgalandıran aksiyoner bir şahsiyet. Hayatı boyunca camileri, kürsüleri, mihrap ve minberleri hakkıyla doldurmuş bir gönül insanı…
Umarız Yaşar Tunagür Hocaefendi’nin ruhunu incitmemişizdir. Vefatının 3. yılında kendisini rahmetle anıyoruz. Bu çalışma, bir nebze de olsa gelecek nesillere aktarılacak küçük bir yad-ı cemil olabilirse ne mutlu bize.
Burada teşekkür edeceğim onlarca insan var. Başta Yaşar Tunagür Hocaefendi hakkında sorduğumuz sorulara sabırla cevap veren, vakit ayıran çok değerli şahıslardan Prof. Salih Tuğ, Prof. Dr. Hayrettin Karaman, İlhan İşbilen, Mehmet Ali Şengül, Abdullah Aymaz Hocamın yanı sıra aile fertlerinden değerli eşleri Pakize Tunagür Hanımefendi, oğulları Ömer ve Osman Tunagür, damadı doktor Kayid Bey’e sonsuz teşekkürlerimi arz ediyorum. Anlattıkları hatıralar büyük bir boşluğu doldurdu. Tunagür Hocaefendi’ye ait fotoğraf ve gazete arşivinden istifade etmemize müsaade eden Ömer Tunagür Bey’e hassaten teşekkür ediyorum.
Son olarak kitabın ortaya çıkmasında emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum.
Bu ürünün sayfada belirtilen açıklamaları, fiyatı veya diğer özelliklerinin hatalı olduğuna inanıyorsanız aşağıdaki bilgileri doldurarak bize iletebilirsiniz
Bu forum ile yapacağınız yorumlarınıza cevap veremeyeceğimizi önemle bildiririz. Siparişiniz ve diğer tüm sorularınız için Müşteri Hizmetleri sayfasından Bize Ulaşın seçeneğini kıullanabilirsiniz.
Ürün açıklamasını yetersiz buluyorum.
Ürün açıklamasında yanlışlık var.
Bu sayfada teknik bir hata var.
Bu ürünün fiyatı sizde piyasaya göre daha pahalı.
Ürünün resmi görüntülenemiyor veya çok kalitesiz.
Ürünün resmi yanlış
Belirtmek istediğiniz başka bir öneriniz varsa yazabilirsiniz..!